Paul Strand

Paul Strand New York’un Yukarı Batı Yakasında Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. 17 yaşında lise öğretmeni Levis Hine’in da desteği ile fotoğrafa başladı. Photo-Secession Grubu’nun Küçük Galeri’deki sergilerini takip ederken, grubun kurucusu ve öncü fotoğrafçı Alfred Stieglitz ve Edward Steichen’la tanışma fırsatı buldu. Stieglitz, Strand’ın fotoğraflarını o dönemin en önemli fotoğraf dergisi olan Camera Work ‘ta yayınladı. Kariyeri boyunca sadece portredeğil, natürmort ve soyut çalışmalar da yaptı. Kararlı bir politik eylemci ve sinema filmleri alanında bir yenilikçiydi.Strand, fotoğrafta doğal ve direkt; özgün yöntemleri kullanmayı benimsedi. Fotoğrafçılığın sosyal değişim ve reform için nasıl kullanabileceği üzerine odaklandı.

Strand’ın çalışmalarının, belgesel fotoğrafçılığının bugünkü uygulanma yolunun çizilmesinde büyük rolü vardır. Estetik görüntüler yakalamaktan çok görüntünün arkasındaki hikâye ile ilgilenmiş; fotoğrafa kaydedilmemiş şeylerin yaşanmamış olarak kabul edildiğini edildiği bir dönemde, bireylerle yüz yüze gelerek, hikayelerini fotoğraflarla anlatmıştır.

Günümüzde belgesel fotoğraf projelerinde benzer estetiğin kullanıldığını sıklıkla görmekteyiz.

Bu fotoğrafta Strand bizi, tam cepheden keskin bir şekilde objektife bakan çocukla doğrudan göz teması kurmaya, başka bir insanın yüzüne uzun süre bakmaya ve ayrıntıları incelemeye davet ediyor. Çocuğun giydiği işçi tulumu, yüz hatları, havalı saçları arkadaki duvar ile bir bütün oluyor ve bakışlarının yoğunluğunda hissettiriyor.

Nadiren bir fotoğrafın izin verdiği durgunlukla bir yüze bakma şansımız olur. Her gün birçok yüzle karşılaşır ve göz teması kurarız. Gülümsemeler ve ifadeler bir an için titrer ve kaybolur. Gözler genişler, parıldar, yanıp söner ve kapanır. Kafalar sallanır, eğilir ve dönerler. Hareket devam ederken kişi hakkında izlenimlerimiz saniye saniye değişir.

Strand, çocukla henüz yeni tanışmış olabilir, ancak ona yaklaşmayı başarmış. Çocuğu kameranın önüne yerleştirmiş ve kendinden bir şeyi açığa çıkarmasını sağlamış. Poz verilerek çekilmesine karşın, takınılmış bu pozun sahteliğini hissettirmiyor. Bu portreyi, başkalarının tekrar bakmak isteyeceği hale getirip, varoluşunun kanıtı olan o anı ölümsüzleştiriyor.

Fotoğraf 1951’de çekilmiş olabilir. Ama fotoğrafı seyredenler bu çocuğun gözlerine her baktığında o an sanki şimdiymiş gibi tekrar yaşıyor ve portredeki çocuk ile bağlantı kuruyor.

Benzer bakışları Walker Evans’ın 1936 yılında Alabama’da çektiği Allie Mae Burroughs fotoğrafında ve Alexandren Gardener’in 1865 tarihli idam olmayı bekleyen Lewis Payne’in fotoğrafında da görmekteyiz. Payne ucunda ölüm olan o mutlak pozu vermiştir. Fotoğrafçılar çekimler sırasında bireylere müdahale etmeyerek fotoğraflarda güçlü ifadelerin oluşmasını sağlamışlar ve kameranın gördüğü gibi keskin bir şekilde kaydetmişlerdir.