JEFF WALL, A VIEW FROM AN APARTMENT

Jeff Wall 1946 yılında Vancouver, Britanya Kolumbiyası’nda doğdu ve kariyerinin çoğunu orada geçirdi. “Kavramsal Sanatın” politik hırsları ve görsel özelleştirmeleriyle belirdiği 1970’lerin kargaşasında ortaya çıktı. 1970’lerde Cindy Sherman ve Sherrie Levine gibi sanatçılarla aynı anda tanındı. Bu nesil sanatçılar, görüntüler ve anlamları konusundaki beklentilerimize ve fotoğrafın asla yalan söylemediğine dair varsayımımıza meydan okudular. 

            Jeff Wall’un “A View from an Apartment” (Bir Daireden Bir Görünüm) çalışmasıçağdaş fotoğrafçılığın çoğunda görülen devasa boyutlarda ışıklı kutusu üzerinde sergilenen saydam fotoğrafik bir çalışmadır. Wall’un bu çalışması, özel olarak kiralanan bir evde Mayıs 2004 ile Mart 2005 tarihleri arasında çekilmiştir. Wall, fotoğraftaki kadınlardan birinin daireyi sanki kendi evinde yaşıyormuş gibi görünmesi için dekore etmesini istemiş ve bu süre boyunca çeşitli noktalardan çekimler yaparak ortaya çıkan fotoğrafları daha sonra dijital olarak birleştirmiştir. Wall, bu çalışmasında bir ressam inceliği ile çalışarak, titizlikle seçilmiş unsurları bir araya getirmiş, küçük detayları çok daha büyük bir hikayeye dahil etmiştir; gerçek dünyanın resmine. 

            Wall’un bu çalışması başlangıçta bir reklam panosunu çağrıştırır. Görselde sade renklerle dekore edilmiş bir mekân, konforlu bir kanepe, koltuklar ve masanın bulunduğu bir oturma odası görüyoruz. Ütü masası, televizyon, CD ler, yerdeki çamaşır sepeti, çiçek vazoları, dergi yığınları, sehpa üzerindeki çay fincanlar ve yerdeki su şişesi bize bu evdeki günlük yaşantıyı gösteriyor. Görselde 2 kadın görmekteyiz. Görünüşe göre ev işlerinin ortasında kalan kadınlardan biri, bıkkın bir şekilde ütü masasından çamaşır sepetine doğru yürüyor. Diğer kadın ise umursamaz bir halde kanepeye uzanarak dergi okuyor. Ve arka planda, sanki büyük bir resim çerçevesiymiş gibi duran pencerede, panoramik bir liman manzarası görüyoruz. 

            Büyük pencerenin çerçevelediği görüntü, eserin başlığına dikkat çekiyor. “Bir Daireden Bir Görünüm”. Pencereden önde çok pencereli alçak binaları, limanı, gemileri ve canlı kırmızı renkli bir dizi endüstriyel vinç arasında uzaktaki yüksek binaları görmekteyiz. Pencere bireylerin dışarı ile ilişkiye geçtiği yerdirvekapalı mekânı dışarı açarak, bireye özgürlük hissini sağlar ve hayata açılan simgesel bir geçittir. Wall pencere ile evdeki kadına bir kaçış yolu bırakarak, bir bakış açısı oluşturmuştur. 

            Pencereden manzarayı seyrederken camdaki ışık yansımaları göze çarpar. Gündüz vakti, ev aydınlık, fakat ışıklar açıktır. Bu fotoğraf bir tasarım olduğuna göre her detay incelikle düşünülmüş olmalıdır. Buradaki tasarımında Wall, bıkkın bir şekilde ütü masasından çamaşır sepetine doğru yürüyen kadının iç dünyasına ışık tutmuş olabilir. Kadının iç dünyası ev gibi kalabalık ve dağınıktır. Dağınıklığın içinde bir yandan iş yapıyor bir yandan umursamaz bir şekilde oturup dergi okumayı hayal ediyor olabilir.

            Günlük yaşamı belgelemek yerine, bu sahneleri yeniden yapılandırmayı tercih eden Wall, sanki bu sahneyi dışarıyı da içeren bir iç mekân yaratmak için tasarlamış ve izleyicinin bakışını belli bir yöne yönlendirmek istemiş gibidir.

            Bununla birlikte, burda ayrıca bir paradoks da ortaya çıkar. Her şeyden önce bu fotoğrafın kendisi evin içini görmemizi sağlayan bir penceredir. Bu durum Wall’u teşhirci, bizi de röntgenci konumuna düşürüyor. Bizi soktuğu panoptikon konumula, kimse bizi izleyemezken biz apartmandaki yaşamı rahatlıkla izleyebiliriz.

            Geleneksel hazzın hayati bir parçası olan dikizci ve gözetlemeci bakış Alfred Hitchcock’un bakma-görme-bakış açısı temelinde oluşturduğu, 1954 yapımı “Rear Window”, “Arka Pencere” filmini akla getirir. 

kişi, bina, adam, oturma içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

            Film, mesleği fotoğrafçılık olan ve bir iş kazası geçirip ayağı alçıya alınan Jefferies’in Arka Pencere ‘sinden komşularının hayatlarını takip etmeye başlaması ve bunu bir takıntı haline getirip o komşulardan biri ortadan kaybolunca da gizemin iyice artmasını konu alır. Burada Jefferies ile izleyici arasında izleme üzerine ortak bir haz ilişkisi kurulur. Aslında seyircinin aldığı haz tıpkı Jefferies’in röntgencilik yaparken aldığı hazza benzer. Kimi sahnelerde Jefferies’in kız arkadaşı Lisa’yı arzu etmeyişini ve olası bir ilişkiden kaçtığını görüyoruz. Ta ki Lisa evden çıkıp karşıya geçene dek. Lisa artık Jefferies’in izlemekte olduğu filmin bir karakteri haline gelmiş ve teşhirci bir imge, bir arzu nesnesine dönüşmüştür.

           Günümüzde teşhirci görüntüler denince akla Instagram, Facebook tarzı sosyal medya platformları gelmektedir. İnsanlar cesurca günlük hayatlarını teşhir etmekte, bu durum da onları takipçileri için arzu nesnelerine çevirmekte ve daha ilgi çekici yapmaktadır.  

            Sonuç olarak diyebiliriz ki Wall, tasarladığı fotoğraftaki fenomenleri o kadar ustaca yerleştirmiştir ki, görsel içindeki bilincimize görünen her şeyin kendi içinde bir hikâye taşıdığını bize hissettirmekte ve bakma hazzımızı arttırarak bizi fotoğraftaki kadınların yaşamlarını merak etmeye, sinsice izlemeye ve arzu nesnesine dönüştürmeye davet etmiştir. 

Ergül Karagözoğlu

9 Haziran 2020

Tags: