İstanbul Sanat Kokuyor – 16. İstanbul Bienali

Eylül ayları İstanbul için heyecan vericidir. Durgun geçen yaz aylarından sonra pek çok önemli müze ve galeriyeni sezonun ilk sergilerini bu ay açmaya hazırlanır. 2019 Eylül’ü de İstanbul Bienali ve Contemporary İstanbul’un yanı sıra, başta yıllardır yapımı süren Dolapdere’deki Koç Vakfı’nın çağdaş sanat müzesi ARTER açılışını gerçekleştiği için daha bir özeldi.

            12 Eylül’de Contemporary İstanbul, 13 Eylül’ de Arter açılışı ve 14 Eylül’de başlayacak olan 16. İstanbul Bienali. Ayrıca Pilevneli, Mixer, Bozlu Art Project,  Galeri Nev, Sanatorium, Pi Artworks, Zilberman Gallery gibi galerilerilerin yeni sezon ilk sergileri. İstanbul gerçekten sanat kokuyordu. 

            İstanbul Bienalinin açılış haftasında İstanbul’da olmam benim için büyük bir şanstı. Böylece açılış haftasına özel bazı sanatçı performanslarına da şahit olabildim.

16. İstanbul Bienali “Yedinci Kıta”

            2010 yılında yapılan bir çalışmaya göre, denizlerdeki plastiklerden çoğunun yolculuğu karadan başlayıp, nehirleri takip ederek okyanuslara ulaşıyor ve devasa kalıntı yığınları birikip yıldan yıla daha da büyüyor. Bunlardan en büyüğü Kuzey Pasifik’teki “Büyük Pasifik Çöp Alanı” olarak isimlendirilen alandır. Bu Türkiye’nin yüzölçümünün yaklaşık iki katı genişliğindeki alanda 80.000 ton (1,8 trilyon adet) plastik atık olduğu tahmin edilmektedir Dünyanın dört bir yanında bu büyük probleme dikkat çekerek farkındalık yaratmak isteyen, yöntem ve teknik araştırmalar yapan birçok kurum, kuruluş ve sivil toplum örgütleri vardır. 

            Denizdeki atıkların oluşturduğu kirlilik problemine dikkat çekmek amacıyla faaliyet gösteren kuruluşların yürüttüğü çeşitli projeler ve kampanyaların yanında sanat alanında da birçok sanatçı bu güncel konuya dikkat çekmeye çalışmaktadır. Hatta 2019 yılında Koç Holding sponsorluğunda gerçekleşen 16. İstanbul Bienali’nin teması; Pasifik Okyanusu’nda yüzen devasa atık yığınına bilim çevrelerinin verdiği isim olan ‘Yedinci Kıta’ dır. 

metin içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

16. İstanbul Bienali Afişi[1].

            Yüzer durumdaki atık adasının görünür kılınmaya çalışıldığı Bienal’e 25 ülkeden 56 sanatçı ve kolektiften 200 fazla yapıt katıldı. 16. İstanbul Bienali Küratörü Nicolas Bourriaud  Yedinci Kıta’yı şöyle özetliyor:

Antroposen’in en görünür sonuçlarından biri, “Yedinci Kıta” adı verilen devasa atık yığının oluşumu oldu: 3,4 milyon kilometrekare genişliğinde yer kaplayan, 7 milyon ton ağırlığında yüzen plastik. Yedinci Kıta, merkezsizleşmiş bir dünyanın antropolojisi ve çağımızın bir arkeolojisidir. Günümüzün sanatsal üretimini, bilindik kıtalarla devasa yapıların çok uzağında yer alan bir farklılıklar takımadası ve çoklu evren olarak sunar. Yedinci Kıta, sanatı insanın etkilerini, takip ettiği yolları, bıraktığı izleri ve insan olmayanlarla etkileşimini araştıran moleküler bir antropoloji olarak tanımlar[2].

            Sanat ve ekoloji arasındaki ilişkiyi tartışmaya açan bu etkinlikler Pera Müzesi ve Büyükada’nın yanı sıra bir diğer mekan ise Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nin Tophane’deki yeni binası gibi üç mekâna yayılmıştı. 

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim ve Heykel Müzesi

            Bienalde dikkatimi ilk çeken Resim ve Heykel Müzesinde sergilenen yakınlarda yenilenen bir binadan gelen ses frekanslarını kaydederek, özel bir ışık ve toz odası yaratan Hırvat sanatçı Dora Budor’un “Köken I-II-III” çalışmalarıydı. Bu odada bulunan tuğla tozları, pigmentler ve çeşitli parçacıklar odada yayınlanan ses frekansları ile etkileşerek havaya kalkıyordu. İnşaat sesleri, kırmızı toz ve sergilemenin atmosferi tüyler ürpertici ve düşündürücüydü. 

Dora BudorKöken I (Su İçen Geyik), Köken II (Evlerin Yanması), Köken III (Kar Fırtınası)2019

Özel üretim iklim odası (reaktif elektronik sistem, kompresör, kapakçıklar, üç boyutlu yazıcıda üretilmiş parçalar, alüminyum, akrilik, LED ışık, cam, ahşap, boya), organik ve sentetik pigmentler, ince silisli toprak, toz efekti, keçeOda boyutları: 152 × 160 × 86 cm[3]

Hemen bir sonraki salonda İngiliz sanatçı Eloise Hawser’in Çöp Boşaltma Alanı isimli sanatçının arıtma ve geri dönüşüm tesislerini incelediği multimedya yerleştirmeleri ve bu tesislerden bulduğu atıklardan yapılma heykelimsi çalışmaları ile izleyiciyi içine alarak deneyimin bir parçası kılıyor ve Dora Budor’un çalışmasını Alman sanatçı Mariechen Danz’ın çarpıcı çalışmasına bağlayarak seyirciyi karşılaşacağı şeye hazırlıyor.  

Salona girişte Mariechen Danz’ın duvarlar boyunca uzanan geniş-ölçekli tuğla yerleştirmesi göze çarpıyor.Beden Tuğlaları, Haliç tersanesinde bulunan tuğlaların, üstüne insan organ ve beden parçalarının basılmışolduğu 2,455 kopyasından meyana geliyor. Tuğlalar doğal rengiyle mekana sıcaklık katarken, yatayda ve dikeyde mekana yayılıyor ve havalandırma borularına doğru devamlılık sağlıyor. Yerleştirmenin diğer parçalarını da  eski rasathanelere ve haritacılık araçlarına gönderme yapan insan organlarının modellerinden oluşan devasa bir ölçüm aleti, figüratif insan beden parçası heykelleri ve ortadaki platformda yatan rengarek boyanmış gerçek boyutlarda deforme bir insan bedeni maketi oluşturuyor. Bu öyle bir maket ki sanki canlanıp ayağa kalkacak gibi.

Yapıt, bedeni ve mimari yapıları temel alan bir semboller sistemi oluşturarak çevremizin oluşumunda insan emeğinin oynadığı rolü vurguluyor.

iç mekan, yer, duvar, oda içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Mariechen DanzBeden Tuğlaları, 2019

2455 adet her biri elde damgalanmış kil tuğla (Haliç’te bulunan tarihi tersanenin orijinal tuğlalarının replikaları)21,5 × 6,5 × 10,2 cm (her biri)

Mariechen DanzBeşik Mezar: Baskı Basınçları (bataklıkbeden/map spill/fm), 2019

Seramik, sır180 × 60 × 25 cm

Mariechen DanzFosilleşen Organlar, 2016/2018

Yarı değerli taşlar, toz boya, reçineDeğişken boyutlar

Mariechen DanzHiçkimsenin Kazısı (Organ*izasyon), 2019[4]

Alüminyum, kristal, çimento, bakır, kömür, çim tohumu, boru, demir, reçine, toz boya, plastik çöp, kum, toprak, çelik60 × 50 × 185 cm

            Ozan Atalan’ın İnsan doğa ilişkisine yabancılaşma üzerinden yaklaştığı “Monokrom” isimli yerleştirmesi Bienal’de dikkat çeken çalışmalardan.  Yerleştirme, beton platform üzerindeki gerçek manda iskeletinden oluşuyor. Yerleştirmenin bulunduğu odanın duvarına kurulan plazmalardan yansıyan videolarda İstanbul’un içindeki ve civarındaki manda yaşam alanlarını ve inşaat çılgınlığının bu alanları nasıl yok ettiğini gösteriyor. 

yer, iç mekan, yerleştirme içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Ozan AtalanMonokrom, 2019Yerleştirme (beton, toprak, video, manda iskeleti)3 × 3 × 1 m[5]

            Turiya Magadlela’nın ırkçılığa ve cinsiyet ayrımcılığına işaret etmek  ve bir yandan da günümüzde dişiliğin ve erotizmin metalaştırılması öne çıkarmak amacıyla külotlu çoraplardan yapılma dev bir pachwork halıyı sergiliyor. Tavandan duvara külotlu çoraplarla kapladığı ince uzun oda bir mağara hissi verirken, bienalin açılış haftası nedeniyle alanda bulunan dikiş makinesi ile külotlu çoraplar dikmeye devam ediyor.

Turiya MagadlelaUlusun Kızları, Dört Beş serisinden, 2019
Külotlu çoraptan yapılmış halı
600 × 600 cm
16. İstanbul Bienali tarafından sipariş edilmiştir.

Turiya MagadlelaSevginin Kızları, Dört Beş serisinden, 2019
Külotlu çoraptan yapılmış halı
600 × 600 cm
16. İstanbul Bienali tarafından sipariş edilmiştir.

Turiya MagadlelaHakikatin Kızları, Dört Beş serisinden, 2019
Külotlu çoraptan yapılmış halı
600 × 600 cm
16. İstanbul Bienali tarafından sipariş edilmiştir.[6]

Bazı sanatçıların çalışmalarını oldukça zayıf, temadan ve güncelden uzak buldum. Örneğin Elmas Deniz’in, üzerindeki eski nehir ve dere yataklarını işaretlemiş olan Şişli’den Taksim Meydanı’na uzanan bölgeyi gösteren üç boyutlu bir rölyef çalışması ve yıllar sonra Bergamda gittiğinde dereyi kurumuş halde bulup, artık orada var olmayan canlı türlerini resmettiği çalışması, yada Marguerite Humeau’nun kadınların çıkardığı sesleri ve fısıltıları kaydettiği ses yerleştirmesi gibi.

yatak, iç mekan, pijama, örtü içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Elmas DenizKayıp sular, 2019 
Üç boyutlu ahşap rölyef 
68 × 100 × 75 cm[7]

İstanbul Resim Heykel müzesinin mimarisi ve atmosferi etkileyiciydi fakat serginin labirent hissi vermesi, bir hat takip etme zorunda olmak bazen çalışmaların birbirini tamamlaması veya mekâna yakışmaması gibi düşüncelerim oldu. Ama sanırım bunun ana nedeni Haliç’te bienalin gerçekleştirileceği tarihi tersane binalarında yüksek miktarda asbestli tespit edilmesinden dolay Bienalin son anda henüz açılışı yapılmamış İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’e taşınmış olmasından olsa gerek. 

Bu yıl ana mekanı İstanbul Resim Heykel Müzesi olan ve çevre insan ilişkisi, plastik atıkların yaşamımıza etkisi, kapitalizmin kâr hırsıyla doğayı talan etmesi, betonlaşmanın yarattığı kentsel atmosferin irdelendiği Bienalin iktidarın ‘mega’ projelerinden biri olarak tasarlanan Galataport’un inşaatının ortasında olması gözden kaçmıyor. Ama yine de genel anlamda İstanbul Bienali güncel sanatı ve uluslararası üretimleri bir arada görmek açısından İstanbul için oldukça önemli bir etkinliktir.  

Referanslar: https://bienal.iksv.org/tr/


[1] https://bienal.iksv.org/tr/16-istanbul-bienali/yedinci-kita

[2] https://bienal.iksv.org/tr/16-istanbul-bienali/kuratorun-metni

[3] https://bienal.iksv.org/en/bienal-artists/dora-budor

[4] https://bienal.iksv.org/tr/sanatcilar/mariechen-danz

[5] https://bienal.iksv.org/tr/sanatcilar/ozan-atalan

[6] https://bienal.iksv.org/tr/sanatcilar/turiya-magadlela

[7] https://bienal.iksv.org/tr/sanatcilar/elmas-deniz

Tags: